ANA MENÜ

Kapat ALEVİTENTUM

Kapat DIAKM KÜLTÜR MEKANI

Kapat Dernek Yönetim Organlari

Kapat Etkinlikler

Kapat Eylemlerden Yansıyanlar

Kapat Grundtvig Projekt

Kapat Grundtvig Projekt- Video

Kapat Makaleler

Kapat On İki Hizmet

Kapat Ozanlarımız

Kapat Projeler

Kapat Serbest Kürsü

Kapat Video

ALEVİ YOL ÖĞRETİSİ

Kapat 'Alevi' Sözcüğünün Kökeni

Kapat 'YAS-I MATEM'

Kapat Alevi Ayin-i Cemi

Kapat Alevi Ocakları

Kapat Alevi Pir ve Erenleri

Kapat Alevi Öğretisi

Kapat Aleviliğin Gizli Tarihi

Kapat BOZ ATLI HIZIR,

Kapat Battal Gazi

Kapat Cem ve 12 Hizmet

Kapat Haci Bektaş Veli

Kapat Luvi’ler /Aluviler

Kapat Tarihte Kurban Bayramı

Kapat Turna Kuşu

Kapat Türk Dil Kurmunca Alevilik

Kapat VARİDAT

Kapat Yedi Ulu Alevi ozanı

ARAMA




SİVAS ŞEHİTLERİ
sivassehitleri.gif
İNFO
GAZETE
Site Hakkında Bilgilendirilmek için Gazetemize Katılınız.
Katıl
Çık
1 Katılımcı
SAYAÇ

   Ziyaretçi

   şu An Bağlı

EDİTÖR KÖŞESİ

Editor(1).jpg

Kemal Demirci

293603_10150266473952956_912875_n.jpg

Erdoğan Çınar

0012.jpg

Yazar Turan Eser

 

home.gifHoşgeldiniz www.diakm.com

Geçmişte Aleviler, şehir meydanlarında diri diri yakılırlardı. Bugün devasa boyutlara ulaşan ateş, Aleviliğin kendisini eritiyor. Muradım bir damla su olup bu ateşin üzerine düşmektir.Site Editörleri.

Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda erkek kadın farkı yok
Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde
Hacı Bektaş


avelik islam disidir.jpg
xxx.jpg

On iki imamların dudaklarından, Alevilikle ilgili olabilecek en küçük bir söz bile dökülmemişse, yazdıklarında da zerre kadar Alevilik yoksa ve İslamiyet’in bu ünlü şahsiyetleri yaşamlarını da birer Alevi gibi sürdürmemişlerse, onları nasıl Alevi yolunun kurucu mürşitleri olarak kabul edeceğiz. Bu kabulümüzü hangi akademik ve bilimsel verilere dayandıracağız.

 


 


news.gifSon 5 Haber


Ümmetin nikâh krizi - yapımcı: www.diakm.com 18/10/2017 @ 22:51

Ümmetin nikâh krizi

Neden müftüye nikâh yetkisi verildi? Bu bir inanç özgürlüğü meselesi mi? Yoksa sadece laiklik karşıtı bir girişim mi? Türkiye’de son yıllarda süre gelen sıralı dinselleştirme ve gericilik eksenindeki din sömürüsünün arkasında ne var?

Siyasal İslamcı camiadaki “ümmetçilik” tartışmalarını takip edenler bilir ki, İslamcılar bir itirafta bulunuyor; İslamcılık ve ümmetçilik krizde! Mekke ve Medine’nin 7. yüzyıl ve Osmanlı’nın 19. yüzyıl ümmet paradigmasını “yaşatamıyoruz” diye serzenişte bulunuyorlar.

Bugünkü asıl hedef; siyasal İslamcılık “ümmetçilik” üzerinden Müslüman dünyayı din çimentosuyla “birleştirmek” istiyor. Osmanlı’nın tüm Müslüman dünyasının merkezi ve Halifesi olacağına inanarak Panislamizm rüyasına girenlerin büyük bir kısmı, 1908’de bu rüyalarından Pantürkizm olarak uyandı.

Panislamizm dünyada yaygınlaşan pozitivizm, ulus devlet modellerine, egemenliğin yeryüzüne indirilmesine, aydınlanmaya karşı gericiliğin ideolojisini egemen kılmak için “din çimentosu” öneriyordu. Egemenliğin “gökyüzü tanrısı” ile onun yeryüzündeki halifesine teslim edilmesi vardı. Şeriat ise ümmetin ortak hukuku haline getirilecekti.

1878’de Mebusan Meclisi’ni kapatan II. Abdülhamit, İslamcılığı yani Ümmetçiliği devletin resmi ideolojisi haline getirdi ve uygulamaya soktu. Aklın düşüncesi yerine de vahyin yetiştireceği dindar ve kindar nesil tahayyül ediyordu. Olmadı, bu rüya tutmadı.

Çünkü Müslümanlar iktidar için önce, kendi içinde birbirlerini boğazladılar. Dünyada yaygınlaşan laiklik, pozitivizm, aydınlanma, ulus devlet inşa modellerine ve milliyetçilik akımlarıyla baş edemediler.

Olan oldu, Müslümanların birliğini hedefleyen Panislamizm, 1908’den itibaren İslam soslu Pantürkizm’e dönüştü. Bir ölçüde “Türk İslam Sentezi” ideolojisinin tohumlarının ekildiği dönem de diyebiliriz.

AKP ise, bugün 1908 öncesi ruhu yeniden çağıran siyasal seanslar düzenliyor. II. Abdülhamit’in yarım kalan rüyasını tutmanın gerekliliği vaaz ediliyor. Müslüman dünyanın merkezi olma ve halifeliği üstlenme rüyası var.

Fakat ilginç bir şekilde, yoksul dindar halka “ümmetçilik” vaaz eden zengin ve iktidar Müslümanları, rantın, menfaatin ve iktidarın nimetlerini savundukları için, kapitalizm, liberalizm ve sermaye ile küresel ölçekte “işbirliği ümmeti” oluyor.

Küresel ölçekte her dinden sermayenin nikâhını kıyanlar, “ümmetin küresel nikâhını kıyamıyoruz” diyorlar. “Şeri Hukuk” ve “vahyin yetiştireceği dindar nesil” krizine çözüm arıyorlar.

“Madem İslam ümmetinin iman şartları, şeriatı (hukuku) ve vahyin neslini yaratma zorunluluğu var”, onu her alanda yaşatmak ve kurumsallaştırmak istiyorlar.

Tepedekiler küresel sermaye ile nikâh kıyarken, halka “müftüde nikâh hakkı” vermek istiyor. Çünkü Türkiye’de dini nikâh yasağı yoktur! Herkes medeni nikâhın yanında dini nikâhını kıydırabilir.

Müftülere nikâh yetkisi, hem bir aldatma ve hem de kadın düşmanı adımlardan bir tanesidir. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere, ümmetin hukukunu tüm kamusal hizmetlerde ve kamusal alanda görünür kılmak için ideolojik ve teolojik ajandayı uygulamaktadırlar.

İmama resmi nikâh yetkisini, salt “inanç özgürlüğü” ya da “laiklik” ile sınırlı tartışmak eksik olur. Siyasal İslamcılık ekseninde kurulan ümmetin yeni rejimi, attığı temel taşlarından biridir. Bu rejimin tek stratejisi var. Halkı din ile aldatmak ve arkasına almak. Uhrevi olanda birleşmeyi vaaz ediyorlar, ama dünyevi olanda ise halkı uzak tutuyorlar. İmanda birlik, alnın secdeye gelmesinde eşitlik, ama dünya malını paylaşmak ve insan hakları rejiminde eşitliğe hayır diyorlar.

Düşünün ki, aynı imam “memur kimliği” ile bir kadına resmi dini nikâh kıyarken, aynı erkeğin ikinci, üçüncü ve dördüncü eşine resmi olmayan ve mezhepçi kimliği ile dini nikâh kıyabilecektir!

Özetle; imamlara resmi nikâh kıyma yetkisi veren düzenleme, ümmet için öncelikle “çok hukuklu rejime” geçiş projesidir.

AKP ve kimi liberaller, iç içe geçirilmiş olan bu çok hukuklu melez düzenlemeyi, “inanç özgürlüğü” olarak değerlendirmektedir. Düzenlemeye itiraz edenler ise, “laik yaşama ve laik hukuk düzenine saldırı” görüyor.

Bu düzenleme birçok açıdan sorunludur.

Bir; kamu eliyle mezhepçiliği kurumsallaştırmak ve toplumsal çeşitliği yok saymaktadır. Farklı inançlar ve inanmayalar üzerinde sosyal baskı mekanizması kurmaktır.

İki; kadın haklarına saldırının ve Şer-i hukukun topluma dayatılmasıdır.

Üç; toplumsal çeşitliğe ve farklı hayat tarzlarına yeni bir müdahaledir.

Dört; dini nikâh kişinin kendi özel ve dini hayat tarzına ilişkin bir tercihidir. Bu konuda bugüne kadar tek bir sorun, engel yok iken, devletin Sünnilik üzerinden Alevilere, azınlık inançlarına ve inanmama hakkı kullananların üzerinde oluşacak baskılara yol vermektedir. “İmam nikâhlı ve imam nikâhsızlar” diyerek toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir ayrımcılık düzenlemesidir.

Sonuç; Laiklik karşıtı ve evrensel hukuk normlarını çiğneyen bir uygulamaya karşı, haklar rejimini savunarak itiraz edilmelidir.

TURAN ESER

 

... / ... Devamı...


O Alevi Olamaz! - yapımcı: www.diakm.com 14/05/2015 @ 01:33

 O Alevi Olamaz!

Korku bacayı sardı. RTE Almanya’da “gönlündeki partisi” için oy istedi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ise binlerce insanla onu protesto etti. O korktukça “Alisiz Alevi” demagojisi ile Alevileri hedef aldı. RTE açıkça, onun Kaçak Sarayı’ndaki asimilasyon sofrasına oturmayan Turgut Öker’den ve onun TBMM’den olacağından korkmuş olacak ki, “Alevilerin içerisinden bir tanesini de milletvekili adayı yaptılar. Kardeşlerim, uyanık olmaya mecburuz” demiş. Korkunun ecele faydası yok. Turgut Öker Meclis’e can getirecek.
RTE Almanya’da, bir laf daha etmiş; “Hz. Ali’yi sevmekse benden daha Alevisi olamaz. Ama yok, Alevilik bir dinse orada Tayyip Erdoğan yok. Onu Alisiz Aleviler düşünsün” demiş.
Kırmadık onu, düşündük;
Aleviler “hakikat” yolunda, o “şeriat”!
Aleviler “Kırklar meclisinde, Cem’de semaha duran Ali’yi” sever, o “Namaza duran Hz. Ali’yi”
Aleviler tahta Zülfikarlı Ali’yi, o kılıç Zülfikar’ı olan Hz. Aliyi.
Aleviler “Hak, Muhammed, Ali” diyerek, unvansız, fakir Ali’yi sevdi, o ümmetine Halifelik yapan Hz. Aliyi!
Pir Sultan Abdal “Bilmeyenler bilsin beni, Ben Ali’yim, Ali benim” der, o “Hz Ali’yi sevmeyi” Alevilik sandı.
Aleviler dört kapı, kırk makam ilkesi İnsan-i Kamiller meclisine gider, o İslam’ın beş şartı ile ümmetin “iyi kulu” olmaya.
Aleviler “akıl” danışır ve “felsefe” okur, o “vahiy” okur, “fetva” dinler.
Aleviler “yolumuz var” der, o “mezhebimiz”
Aleviler “En-el Hak” (Tanrı benim) der, o “Tanrı ile insanı bir göstermek Tanrı’ya şirk koşmaktır” der.
Aleviler “İnsan-ı Kamil” mertebesine yükselmek ister, o “Başkanlık” mertebesine!
Aleviler “sevgi bizim dinimizdir” der, o “dininin, kininin davasına” düşkün “dindar nesil”.
Aleviler “benim kabem insandır” der, o “Kabe Mekke’de”.
Aleviler “cem” der, o “namaz”
Aleviler “cemevi” der, o “cami”
Aleviler “Dede, Ana, Pir” der, o “İmam, Ulema”
Aleviler “Telli Kuran Bağlama” ile “okunacak en büyük kitap insandır” der, o mitinglerde “Kur-an”sallar.
Aleviler “Gülbank, Nefes, Duazı İmam” okur, o “Ayet, Sure, İlahi”
Aleviler “Cennet ve cehennem bu dünyadadır. İyi ve kötü insanın elindedir” der, o “hayrın” ve “şerrin” fıtrat olduğuna ya da Allah’tan geldiğine inanır.
Aleviler “Muharrem orucu” der, o “Ramazan orucu”
Alevilik Aliyi sever, o Muaviye’yi
Aleviler “bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok” der, ona göre “kadın erkek eşitliği fıtrata ters”
Hacı Bektaşi Veli “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” der, o ”zorunlu din dersini kaldırırsanız onun yerine uyuşturucu bağımlılığı ve terör gelir” der.
Hacı Bektaşi Veli “Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız” der, o “Biliyorsunuz Bay Kemal bir Alevidir!”der, ümmeti “yuuuuuuhhh!” der.
Aleviler “Eşitlerin rıza şehrinde musahiplik-yol kardeşliğine” çağırır, o 1150 odalı AKSaray’dan “İslam kardeşliğine”
Hacı Bektaşi Veli “Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan halka müderris olsa da; Hakk’a âsîdir” der, o “Tek din, tek dil, tek bayrak, tek millet, tek vatan!”
Aleviler “Eline, diline, beline sahip ol” der, o nefret ve ayrımcılık diline sığınır, hırsızlar yüce divandan kaçırılır.
Aleviler “Hacı Bektaşi Veli” ile, o çocuk ve kardeş katili padişahları “İslam adına” aklayan fetvacı“Şeyhülislam Ebusuud” ile gurur duyar!
Aleviler “Pir Sultan Abdal” ile, o Alevi katili “Yavuz Sultan Selim” ile gurur duyar!
Aleviler Berkinlerle gurur duyar, o çocukları öldüren polislerle.
Aleviler onun ecdatlarının katlettiklerinin yolundan gider, o Alevi katleden ecdatlarının yolundan.
Aleviler her yıl Görgü Cemi’nden geçer, halkına hesap verir. O hakkındaki tüm suçlamalardan kaçar, korunma ve dokunulmazlık zırhına sığınır.
Alevi’ye dini sorulduğunda “Ben Aleviyim” der, o “Elhamdülillah Müslümanım“!
Özetle Alevilik kendine özgü, bağımsız bir inançtır. Bu inanç dogmalardan, hurafelerden arındırılmış, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
O nedenle Aleviler düşündü:
O Alevi olamaz!

Turan ESER

... / ... Devamı...


Turgut ÖKER "O İktidarını Diyanete Borçlu" - yapımcı: www.diakm.com 14/05/2015 @ 01:32

 Turgut ÖKER "O İktidarını Diyanete Borçlu"


"Erdoğan cumhurbaşkanı olduysa Diyanet’e borçlular""
Diyanet’in Türk-İslam sentezinin hayata geçirilmesinde en belirleyici kurum olduğuna dikkat çeken Öker, “AKP iktidar, Erdoğan cumhurbaşkanı olduysa bunda en önemli etken Diyanet’tir” dedi

HDP ikinci bölge birinci sıra milletvekili adayı, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) kurucu başkanı Turgut Öker, AKP tarafından suiistimal edilen HDP’nin seçim bildirgesinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılması konusunu BirGün’e değerlendirdi.
Diyanet’in Türk-İslam sentezinin, Türkçülüğün ve sömürünün esas alındığı devlet ideolojisinin hayata geçirilmesinde en belirleyici kurum olduğuna dikkat çeken Öker, “Bugün AKP bu ülkede iktidar olduysa, Tayyip Erdoğan gibi bir insan da cumhurbaşkanı olduysa bunda en önemli etkenin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğuna inanlardanım” dedi. Öker, bunun çıkış yolunun Hamburg modelinde saklı olduğunu söyledi.
İNANÇ HEGEMONYASI VAR
Öker, HDP’nin Diyanet İşleri Başkanlığı kapatma konusuna da açıklık getirdi. Aleviler olarak baştan beri böyle bir taleplerinin olduğunu hatırlatan Öker, çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Türk-İslam sentezinin, Türkçülüğün ve sömürünün esas alındığı devlet ideolojisinin hayata geçirilmesinde en belirleyici kurumlardan biri olduğunun altını çizdi. Diyanet’in bugüne kadar işlevi tekçiliğe ve bir inanç hegemonyasına dayandığını vurgulayan Öker, ülke bütçesinin ciddi bir oranının bu kurum aracılığıyla bir mezhebe yatırıldığını vurguladı.
MİSYONLARI DİNCİ TOPLUM
“Bugün AKP bu ülkede iktidar olduysa, Tayyip Erdoğan gibi bir insan da cumhurbaşkanı olduysa bunda en önemli etkenin Diyanet İşleri Başkanlığı olduğuna inanlardanım” diyen Öker, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın asıl rolü dinsel ve dinci bir toplum yaratmak olduğunu kaydetti. Diyanet’in 130 bin kişilik imam kadrosu, yüz bini aşan cami ve şimdiye kadar 2 milyar dolar bütçesi olduğuna işaret eden Öker, “Yani 7-8 bakanlığın bütçesine eşit bir rakam bu. Bir ülkede insanların ödediği vergiler sadece bir inanca aktarılıyorsa, sonucunun böyle dinsel bir toplum olması kimseyi şaşırtmamalı. O nedenle Türkiye laik bir ülke olacaksa, Türkiye’de insanlar özgürce yaşayacaksa, bütün inançlar özgürce kendilerini ifade edecekse bunun yolu Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kapatmaktan geçiyor” diye konuştu.
HAMBURG MODELİ ÖNERDİ
HDP’nin Diyanet İşleri Başkanlığı yerine önerdiği modeli, “Biz nasıl ki evrensel hukuku, evrensel yaşamı, evrensel kazanımları esas alıyorsak inanç açısından da evrensel modelleri esas alabiliriz” diyerek anlatan Öker, bunun gerçekleşmesi açısından Hamburg modelinin bunun gerçekleşmesi için iyi bir model olduğunu söyledi. Hamburg modelini, herkesin doya doya inançlarını yaşadığı, kimsenin kimseye inançlarından dolayı baskı yapmadığı bir model olarak anlatan Öker, “Biz bir arada yaşadığımıza göre, birbirimizin inançlarını tanımadan kaynaşamayız. Farlılıklarımızla bir arada yaşamamız için farklılarımızı bilmemiz lazım. Ancak birbirimizin farklılıklarını bilirsek, birbirine saygı duyan topluluklar yaratabiliriz” dedi. Bunun için inançlar arası bir diyalog platformuna ihtiyaç olduğunu belirten Öker, “Bu platformun devletten bağımsız, sadece sivil oluşumların yer aldığı, ülkemizde ne kadar farklı inançlara sahip insanlar varsa o inançların eşit koşullarda bir arada olacağı bir platforma ihtiyaç var” diye konuştu.
ZORUNLU DİN DERSİNE HAYIR
Zorunlu din derslerine de karşı olduklarını hatırlatan Öker, devletin asla bir dini diğerine dayatmaması gerektiğini söyledi.
Hamburg modelinin de böyle bir model olduğunu aktaran Öker, modelin işleyişini şöyle anlattı: “Aynı derste bütün inançlar öğretilir ve farklı inançlara mensup insanlar aynı sınıfta ders görür. Bir ay diyelim Hıristiyanlık öğretilir, 1 ay Müslümanlık, 1 ay Budizm. Çünkü insanlar bilinmeyene önyargılıdır, bilinmeyene kendini uzak tutar. Bu, örneğin dinler arası din bilgisi dersiyle yapılabilir. Kardeşlik tohumları ancak öyle atılabilir.”

Turan Eser

 

... / ... Devamı...


Ateşin ve güneşin çocukları - yapımcı: www.diakm.com 26/08/2014 @ 21:23

 Ezidiler. Ateşin ve güneşin çocukları. O sabah güneşin doğuşunu göremediler
Ezidiler. Ateşin ve güneşin çocukları. O sabah güneşin doğuşunu göremediler. “Ya kudret sahibi Tanrım. Bütün dünyadaki halkları kötülüklerden ve belalardan koru ve bizi de ihmal etme” dedikleri sabah duasını yapamadılar.

 Ezidiler.

Kadim inanç. Osmanlıdan günümüze “Müslümanlaşmadıkları” için “katli vacip” sayılmış çoğunluğu Kürtlerden oluşan kadim halk. 1 milyon Ezidi, Irak Türkiye, Suriye, İran, Ermenistan ve Gürcistan’da, birçoğu da can güvenliğinden dolayı Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde mülteci ve göçmen olarak yaşamakta…

Ezidi olmak zordur.

Ayrımcılığın ve imhanın soğuk ve dramatik yüzüne maruz kaldılar. Mezopotamya’nın kadim inancına mensup ve farklı kültürel kimliğinden dolayı yok ediliyorlar. Katliamlar sayılarını tek tek, bazen topluca eksiltiyor. Tıpkı Anadolu’da Alevilerin ve Ermenilerin eksiltildiği gibi. Ya ölüm ya da zorunlu göç ama azalanlar sürekli Ezidiler oluyor.

 

EZİDİ SOYKIRIMI

Bugün tanık olduğumuz hakikat daha çirkin. Suriye’de ve Irak’ta Türkmen, Asuri, Keldani, Alevi, Şii, Kürt, Hristiyan ve Arap halklarına karşı barbarca katliamlar düzenleyen radikal İslamcı terör örgütü IŞİD, son günlerde Şengal’de Ezidi halkına yönelik etnik ve dinsel temelli soykırım ve insanlık suçu işliyor.

Asırlardır kıyımlar içinde ayakta kalmanın mücadelesini veren Ezidiler bugün IŞİD’in “ya Müslüman olun, ya da öleceksiniz” fetvasıyla yok ediliyor.

Bu soykırım karşısında Ezidiler evlerini, güneşe yüz dönerken bastıkları kutsal topraklarını, türbelerini, yaşanmışlıklarını ve mezarsız ölülerini gözü yaşlı terk ediyorlar. Ne son kez geriye dönüp bakacak halleri ne güneşten son bir keramet dileyecek vakitleri var.

Çaresizlik içinde yaşamlarını Şengal Dağı’na teslim ederler. Şengal Dağı katıksızdır, susuzdur. Bu dağda son kez güneşe dönüp keramet beklerler. Ama o gün güneş de çaresizdir. Çocuklarını koruyamaz. Şengal Dağı kimine kurtuluş, kimine mezar oldu.

 

KÜRESEL VİCDANSIZLIK

Çok kültürlü toplumu zenginlik “görenler” ve Avrupalı “insanlık” nedense bir dilin, bir dinin, bir halkın yok edilmesine, soykırıma uğratılmasına karşı duyarsız.

Evet soykırım! Çünkü Melek Tavus’un halkı Ezidiler fiziken, kültürel, dinsel ve mekânsal olarak yok ediliyor.

Eksilen sadece Ezidiler değil, eksilen dil, eksilen inanç, eksilen kültür, eksilen insanlık!

 STRATEJİK DERİNLİK Mİ,

REZİLLİK Mİ?

AKP iktidarının desteklediği IŞİD ve diğer Cihatçı çeteler Ortadoğu’daki kadim Türkmen, Asuri, Süryani, Keldani, Alevi, Kürt, Ezidi, Hristiyan ve Arap halklarına yönelik katliamlar yapıyor.

1892’de Osmanlının zulmü ile Şengal Dağları eteklerinde imha edilen Ezidiler, bugün yeni Osmanlıcılık desteğindeki IŞİD’in soykırımına maruz kalıyor.

AKP’nin uzunca bir süredir Ortadoğu’da inşa etmeye çalıştığı mezhepçi ve cihatçı yeni Osmanlıcılık ekseni ve Davutoğlu’nun dış politikadaki “Stratejik Derinlik” tezi, Ortadoğu’da “Stratejik rezilliğe” dönüştü.

Bu stratejik rezilliğin tek “kazanımı” IŞİD! Bu rezillikle yüzleşecek yüz, vicdan ve samimiyet ise AKP’de yok.

Ezidi soykırımı karşısında sözde Müslümanlar ve yandaş medya da sus pus! Filistin’de ve Mısır’da “Rabia” ve “Müslüman” olanlar, Şengal’de ‘’IŞİD Unsuru” olup, samimiyetsizliğe ve ikiyüzlülüğe sığınıyor.

Ortadoğu halklarına yönelik katliamlar karşısında uluslararası toplum ve kuruluşlar ise üç maymunu oynuyor. Ezidi kadınlar tecavüze uğruyor. Pazarda köle gibi satılıyor. Kız çocukları cariye olarak kullanılıyor! 21’inci yüzyılda kurulan köle pazarlarını izlemekle yetiniyorlar!

Eğer uluslararası demokratik kamuoyu ve insani vicdan harekete geçmezse Ortadoğu’da ölüm tarlalarına daha çok çocuk, kadın, genç ve yaşlı bedenleri gömülecek.

 

EZİDİ’YE PASAPORT, IŞİD’E MUAFİYET

Cihatçı çetelerin Türkiye’ye girişi serbest. Ölümden kaçıp kapımızda umut ve sığınma arayan Türkmenlere, Ezidilere pasaport soruluyor. Soykırımdan kaçana “pasaport” soran AKP, soykırım yapan İŞİD çetelerine “muafiyet mekanizması” kuruyor.

 UMUDA SIĞINMAK

Soykırıma tanıklık eden ve ölüme mıhlanmış yaşlı gözler umuda kaçıyor. Sincar dağlarının doruklarına tırmanan çocukların, kadınların ve ihtiyarların ceset kokuları arasındaki umuda yürüyüşü, sınırların ötesine ulaştı. Zulmün zorunlu maratonu yaşanıyor.

Ölümden kaçış, hayatta kalma mücadelesi zorunlu umut yolculuğunun en dramatik yanıdır. Bizim hayal edemeyeceğimiz kadar sayısız dertlerle sorunlarla baş etmek zorunda kalıyor Ezidiler.

Sınır ötesine sığınmanın, katledilerek eksilmiş ailelerin ve parçalanmış hayatların içinde yas tutacak zamanları bile yok.

Ezidiler yardım bekliyor. Kurtulan Ezidiler’den bir kısmı Şırnak, Silopi ve birçok Kürt şehrine yerleşti. İnsansızlaşmanın ve vicdansızlaşmanın devletler ve iktidarlar eliyle örgütlendiği dünyada, ülkemize sığınmış Ezidilerin yanında olmalıyız.

 Sevgili okurlar:

Lütfen, Ezidilerle dayanışmak amacıyla başlatılmış yardım kampanyalarına ve Ezidi halkına yönelik soykırımı durdurma mücadelesine destek verelim. Edelim ki Ezidiler akşam güneşinin batışına dualarıyla yetişebilsinler.

Aksi takdirde Ezidilerin toplu mezarları önünde “Ey ölü kişi! Gelecektir üzerine Münker ve Nekir melekleri! Sana soracaklar: Hangi dindensin? Sen, de ki ben Ezidi’yim” telkinini okumak zorunda kalacağız!

 Turan Eser

 

... / ... Devamı...


Alevi Hakları: Gasp ve Hırsızlık Sorunu Var - yapımcı: KemalDemirci 13/06/2014 @ 22:23

Alevi Hakları: Gasp ve Hırsızlık Sorunu Var

Alevilerin sorunları var. Sorunları bellidir; hakları devletçe gasp edilmiş ve mağdur olmuşlardır. Kimlikleri devletçe ve Emevi Sünniliğine dayalı egemen kimlik tarafından işgal edilmeye çalışılmaktadır.

Sorunun kaynağı devletin ve hükümetin kendisidir.

Örneğin Alevilerin yaşadığı acılar ve travmalarda devletin rolü nedir?

Unutulması devletçe arzulanan Maraş’ta, Dersim’de, Çorum’da ve Madımak'ta katliamlar yaşandı.

Peki Türkiye bu katliamlara bakınca nasıl gördü? Ne hissettiler?

Duyarlılıklarının derecesi ne boyuttaydı?

Devletin açık ve derin güçlerine ve ideolojik etnik ve mezhepçi kimliğine göre Alevi katliamları “gerekliydi, zorunluydu”.

Bazı kesimler “çok yazık, acı bir olay insanlar öldürüldü” diye algıladı.

Medya “105 kişi öldürüldü. 35 kişi diri diri yandı” diye gördü.

Ama Aleviler, “Maraş’ta, Dersim’de, Çorum’da ve Madımak’ta Aleviler öldürüldü” diye bakıyor bu olaylara.

Dolaysıyla bu katliamlarda duyarlılık hissi biraz da nereden baktığımızla ilgilidir.

Kamuoyu insan odaklı bakarken, Aleviler hem insan hem de kimlik odaklı bakıyor. Hissetmek ve özdeşleşmek ise iki odaklı oluyor.

Aydınlar, akademisyenler ve gazeteciler kitap, makale yazmak, tez hazırlamak için biz Alevilere katliamlarda yaşadığımız hisleri ve travmaları soruyorlar.

Biz de bu katliamlarda yaşadığımız hisleri ve travmaları anlatarak aslında sorunu tartışamıyoruz. Çünkü doğru sorularla muhatap olmuyoruz.

Doğru soru şöyle olmalıdır; Alevilere bu hisleri ve travmaları yaşatan zihniyet ile koşullar nedir?

ADALETİ KONUŞMAK

Aleviler hakikati anlatmaya başlayınca iktidar “propaganda yapıyorsunuz” diyor. Aleviler ise onlara “hayır biz hakikati konuşuyoruz” diye cevap veriyor.

Alevilere katliamların gerçek katili olan devlet, bu katliamların davalarından kendini muaf tutup, hakikatleri örtmeyi tercih etti.

Çalınmış ve zorla gasp edilmiş haklarının iadesini isteyen. Adalet ve eşitlik talep eden Aleviler olunca kabul görmedi.

Alevi açılımları, çalıştayları yapıyorlar, paketler açıklıyorlar ve asırlardır tüm taleplerimizi bilmelerine rağmen çirkince soruyorlar; “Ne istiyorsunuz?”. Aleviler de her seferinde ve yıllardır bıkmadan “Alevilere ait haklar gasp edilmiş devletin elinde duruyor, kendinize, tarihinize ve çekmecelerinize bakın görürsünüz” diyor.

Aleviliğin ve Alevi taleplerinin kamusal alanda dolaşımı ve muhatap bulması engelleniyor. Çakma muhataplık ilişkileri yaratılıyor. Alevilerin kendi inancını, taleplerini ve adalet arayışını hakkını Avrupa’da özgürce kullanan Aleviler, Türkiye’de yapısal, yasal ve zihniyet engeline takılıyor.

KİMİN ALEVİ ALGISI?

AKP’nin “Alevi paketlerinin” arkasında bu zihniyet yatıyor. Zira bugüne kadar iktidar, devlet kurumları ve yargı erki Alevilere eşit ve adaletli davranmadı. Aldıkları tüm kararlarla Alevilere yönelik ayrımcılığı ve nefreti beslediler.

Alevileri anlamak istemediler. Tanımak istemediler. Alevilerin hak etmedikleri kararları alıp uygulardır!

Resmi ideoloji, devlet ve egemenlerin medyasının, toplumda nasıl bir Alevi algısı yarattığını ve yaratmaya halen devam ettiğini biliyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığının toplumda yaratmaya çalıştığı bir Alevilik algısı var. Siyasal İslamcı cemaatlerin yaratmaya çalıştığı bir Alevi algısı var.

Peki, biz Alevilerin Alevilik algısı nedir? Biz Aleviliği nasıl yaşıyoruz? Ne anlıyoruz Alevilikten? Nasıl anlatacağız Alevilik algımızı? Kimin Alevilik algısı olacak bu?

Çünkü o kadar çok Alevilik algısı var ki; biz kimin algısına göre hareket edeceğiz?

Yanlış ve önyargılarla beslenmiş algıları nasıl değiştireceğiz?

Diyaneti kime şikâyet edeceğiz? Evdeki ve devletteki asimilasyoncuya kime şikâyet edeceğiz? Evdeki kendisini Alevi tanımlıyor. Fakat hem dili, hem de yaşamı Sünni!

Alevi hareketini önemli görevler düşüyor; Önünü adalet ve eşit haklar mücadelesini toplumsallaştıracak umut ve hedef koymalıdır. Ulaşılması gereken bir vizyona sahip olmalıdır.

Sadece umut ve hedef koymakta yetmez. Dilimizde değişmelidir. Sadece acıları anlatarak değil, aynı zamanda mücadele sonucu Türkiye dışında Alevilerin elde ettikleri kazanımların güzel bir şey olduğunu da anlatan dile ihtiyacımız var.

İktidarın nefret, ayrımcılık ve hınç üzerine kurulu diline karşı, sevginin, aşkın, barışın, demokrasinin ve hak temelli mücadelenin dilini geliştirmeliyiz.

Demokrasi dili kurmak bizi ve toplumsal yaşamda düşüncesi devletçe zehirlenmiş ve Aleviliğe önyargı ile bakan insanların algılarını da değiştirecektir. Toplumsal duyarlılığın artırılması için, toplumda ve kendimizde var olan farklı Alevi algılarıyla yüzleşmek lazım.

 

Turan Eser

... / ... Devamı...



Gımgımın Adı , Halkı ve Bazı Köy Adlarının Tarihi Kaynakları
------------------------------------------------------------------------

ÜYE GİRİŞİ

Tekrar Giriş Yap
---

Kullanıcı Adı:

Gizli Kodunuz (Şifrenizdir - Kimliğinizle Bağlantılı- Unutmayınız)


 Üye Sayısı 57 üye


Bağlı Kullanıcılar

( Hiçkimse )
GÖRSAL YAZILI BASIN
ANKET
Sitemizi Nasıl Buldunuz.
 
İyi
Normal
Daha İyi Olabilir
Orta
Sonuçlar
GÜNCEL HABERLER

 

RSS HABER
^ Top ^